2 Haziran 2008 Pazartesi

RESMİ İDEOLOJİYE GİRİŞ

RESMİ VATANDAŞLAR YURDU

Resmi ideoloji, devletin, topluma dikte ettiği düşünme yöntemi ve kurallarıdır. Devlet, bu ideolojinin devletin temeli olduğunu bildirir ve aksi düşünceleri cezalandırır,toplum bu ideolojiyi kabul etmek zorundadır. Sistemli olarak, kurumları aracılığıyla, resmi ideoloji topluma giydirilir. Eğitim, basın, edebiyat, siyaset tamamen resmi söylemlere uygun olmak zorundadır. Bireyler daha gözünü dünyaya açtığında bu ideoloji ona aşılanmaya başlandığından, bunun dışına çıkabilmesi çok zordur. Resmi ideoloji, resmi tarih tarafından desteklenir. Resmi tarih yazımı yeni değildir vakanivüslerden bugüne devleti elinde tutanlar ya da kurucu güçler kendi tarihlerini yaratarak bunu kuşaktan kuşağa aktardılar. Resmi ideolojinin diğer ayağı da mitleştirme olmuştur. Mitleştirilen kişi ve kurumlar aracılığı ile devletin ideolojisi sorgulanamaz hale getirilmeye çalışılır. Askeri ve sivil bürokrasi devletin asıl sahibi olarak karşımızda durur ve devletin tehlikeye düştüğünü düşündüklerinde müdahale ederek yoldan çıkan toplumu ıslah ederler. Yani zor aygıtını içeriye dönük kullanmaktan çekinmezler, ki zaten, onlar için asıl düşman içeridedir (resmi ideolojiyi sorgulayanlar ve bunu halka anlatma gayretkeşliği gösterenler devlet düşmanıdır). Resmi ideolojinin kurumları olan askeri ve sivil bürokrasi toplumun sahibi olduğuna inanır, toplumu küçümser. Buna resmi ideolojinin yarattığı edebiyat ta iyi örnekler bulabiliriz. Cahil ve kendi iyiliğini bilmeyen halk, ona eğitim vermek onu geliştirmek isteyenlere karşı düşmanca davranır, bu türün roman örneklerinde, halk ne istediğini bilmez ve yönlendirilmeye muhtaçtır. Sanırım Türkçe edebiyat da resmi ideolojiye uygun örneklerde hiç zorlanmayacağız; Yaban(Y.K.K), Çalıkuşu(R.N.G), Kuyruklu yıldız altında bir izdivaç (H.R.G) vs

Resmi ideoloji devletin kurucusu ve\veya yöneticisi sınıfların ideolojisidir. Bu sınıfların düşünce ve yöntemini kapsar, onların iktidarının sürekliliğini sağlama alır. Devlet her yerde ve her zaman bir veya birkaç sınıfın toplumun bütünü üzerindeki hegemonya aracı olmuştur.Bizim coğrafyamızda hakim sınıflar feodal kalıntılarla çevrelenmiş, batıcı, bağımlı burjuvazidir. Söz konusu hakim sınıf, 1900 lü yıllarda devlet eliyle (İttihat ve Terakki) yaratılmıştır. Dolayısıyla devletle içli dışlıdır. Aynı zamanda oluşumu baştan bağımlılık ilişkileri ile Batılı devletlerin sefirliklerinden geçtiğinden çarpık ve kompradordur. Bu hegemonya yalnızca kurum ve şiddet araçlarıyla sürdürülemez, yönetenin kendi meşruluğunu oluşturması, yönetilenin de bu meşruluğu tanıması gerekir. Kültürel ve ideolojik hegemonyanın kurulması ise; eğitim, kendi aydın tipinin yaratılması, kültürel aygitların elde tutulması ve bürokratik aygıtın sağlamlaştırılması ile mümkündür. Burada aydın konusuna değinmek gerekli ama asıl konumuzu oluşturmadığından birkaç cümle ile geçiştireceğiz. “Sosyolojik olarak aydın tanımına giren kesimin önemi ve toplumda ayrıcalıklı konumu, bilgili olmalarından dahası, toplumda kültürel tekele sahip olmalarındandır.” F.Başkaya. Bilgiyi elinde tutmak güç demektir, dolayısıyla devlet, bu kesimi kontrol etmek zorunluluğu hisseder, aksi halde resmi ideoloji ve resmi tarih tezleri aydınlarca çözümlennerek boşa çıkartılabilir. Yalçın Küçük’te Aydın Üzerine Tezler de bu konu üzerende durur ve aydınların nasılda resmi ideoloji ve tarih yazımına katkıda bulunduklarını, bu sırada iktidar ile ne tip ilişkiler içerisin de olduklarını anlatır. Bu anlatılardın ilginç birisi de şudur Osmanlı dönemi aydınları Padişaha karşı görünürken bile devlet ve resmi söylemin dışına taşmazlardı. Ekseri olarak Osmanlı aydını ve hatta bugünün Türk aydını Bürokratik kesimlerin çocuklarıdır , iktidar ile sıcak ilişkileri hiç kesilmemiştir.

Yeniden devlet ve onun ideolojik araçları konusuna dönersek, köklü ve güçlü bir karaktere sahip olmayan sınıf egemenliğine dayanan devletler de, resmi ideoloji ve resmi tarih oluşumu daha çok zora ve şiddete dayanır. Demokrasiye ve farklı seslere kolay kolay tahammül edemez çünkü oluşturduğu ideoloji son derece çürük ve bilim dışıdır. Bu sebeple devlet, sorgulanmasının önüne geçmek için çok daha katı davranmak zorundadır. Askeri ve sivil bürokrasi diken üstündedir, seçilmişlere ve onları seçen halka asla güven duymaz. Eğitim, sanat ve fikir dünyasını çok sıkı bir kıskaç altına alır, resmi ideoloji ve onun mitlerine karşı yapılan eleştirileri devlete karşı işlenen suçlar olarak çok ağır cezalandırır.Orta çağ Avrupasının ve Osmanlının matbaaya karşı inatçı tutumunun arkasında da, yetişebilecek farklı fikir akımlarının korkusu vardı.Yine benzer olguları cumhuriyet sonrası Çerkez Ethem ve Mustafa Suphiler şahsında TKP ye karşı yürütülen mücadelede de görürüz. M.Kemal Bolşeviklerden aldığı onca desteğe rağmen TKP lileri bir entrika ile yok etmekten çekinmemiştir. Tüm gazete ve matbuatı ağır takibata tabi tutmuştur.

Devlete hakim olan sınıflar köksüz ve de güçsüz olunca resmi ideolojiyi kurmak ve korumak esaslı bir çaba gerektirdi. Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu, Güneş Dil Teorisi gibi bilim dışı bir düşünme tarzının üzerine inşa edilmişti. Daha sonraları biraz daha kendini geliştirerek yeni devletin ideolojisini ve tarihini yarattılar. Bu ideoloji daha çok bilim adamları ve tarihçiler tarafından değil de Çankaya Köşkü ahalisince yaratıldı.
Devletin daha köklü ve güçlü sınıflarca kontrol edildiği devletlerde ise daha farklı bir tarz benimsendi. Örneğin ABD de bir ulus yaratma süreci daha demokratik bir hal üzerinden oldu. Kendine güvenli ve özgürlükçü Amerikan burjuvazisi sınıf diktatörlüğünü kurarken kültürel ve ideolojik şekillenişi ve yeni bir ulus yaratmayı, özgürlük ilkeleri ve ekonomik liberalizm üzerinden savundu. Ülkesinde bilim ve tekniğin gelişmesi, ekonomik refah , demokratik ve esnek kurumların oluşumu için çaba harcadı. Kuruluş aşamasından sonra özellikle 2. dünya savaşından sonra amerikan hakim sınıfları farklı bir rotaya evrilerek iktidarını koruma yolunu seçecekti.

Kısaca bir toparlama yaparsak. Resmi ideoloji; resmi tarih tezi ile kendi alt yapısını oluşturur. Askeri ve sivil bürokrasinin vesayeti altına girerek devlet ve resmi ideolojisi doğrudan korunur. Mitler yaratılarak eleştiriye kapatılır. Eğitim ve kültür alanındaki katı sınırlamalar ile genç nesillerin ufku daraltılır. Düşünce ve özgürlük alanındaki sınırlamalar ile muhalefetin, farklı düşüncenin engellenilmesi amaçlanır. Söz ve yazı sınırlanıp kontrol edilerek gerçek aydınların halka ulaşması engellenir.
Resmi ideolojinin şekillendirdiği vatandaş, ortalama insan içine doğup bireyleştiği ideolojinin bir tezahürüdür. Dogmalarla düşünen, bilim ve felsefe dışı modernist ve rasyonalisttir. Tapınmacı şekillenişi bir çeşit madalya gibi taşır ve resmi söylemin dışına çıkanları düşman beller. Farklı yaşamlara tahammül edemez. Farklı fikirlere öfke kusar ve yargı yada orduyu derhal göreve çağırır. Entelektüel bilgisi zayıf, eklektik ve çarpıktır ancak o bütünsel ve verili olan düşüncesinin sonsuz doğruluğuna inanır. Dinsel akımlara karşı küçümseyici tavrına rağmen daha beter bir bağnazlıktan kurtulamaz. Özgürlükçü fikirlere karşı ise çok daha acımasızdır. Onları kökü dışarıda terör fikriyatı olarak açıklayan baba devletin söylemlerini birebir savunur ve tüm gücüyle hasmını yok etmek ister. Grinin dışında hiçbir rengi görmek istemez yok etmek ister çünkü karşılaşmaya gücü yetmez.Kendisine dönük farkındalığı yoktur. Kendini de başkalarını da tanımaz verili komutları içselleştirmiştir. Kendisini demokrat, aydın ya da devrimci olarak tanıtmakta sakınca görmez. Şekillenişinin çarpıklığı bir çeşit hastalık gibi bünyeyi sarmış olduğundan kendi (kendisinin sandığı resmi ideolojinin) sanrılarına gerçekmiş gibi inanır. Bir kişilik bozukluğu olarak gerçekliği algılayışı arızalıdır. Kurmacalar, paranoyalar dünyasında yaşar. Korkak ve zayıf olduğundan kendini tehlikede hissettiğinde gücün kollarına atılmakta, oradan saldırmakta fayda görür.
Böylesi bir ideolojik hegemonya altında yaşanan topraklarda gelişen özgürlükçü fikirler, o fikirleri oluşturan insanların yetiştiği koşulların tesiriyle arazlı olmaktadır. Sosyalizm adı altında Kemalizm etkili, ulusalcı (daha doğrusu milliyetçi) akımların uç vermesi olağandır. İçine doğduğu toplumun popüler kültürü veya gündelik kültürü resmi ideoloji\tarih esaslarına göre oluşturulmuştur. Dolayısıyla kişi ailede, okulda, çevresinde, medyada, kültür ve sanat alanında bu ideoloji ile biçimlendirildiğinden bunu aşması için önce kendini ve doğru bildiği her şeyi ve herkesi inkar etmek zorundadır. Bu hiç kolay bir iş değildir yalnız başına kalmak, herkesi karşına almak anlamı taşır.
Çarpık şekillenmiş, bağımlı ülkelerin hakim sınıfları köksüzlükleri ve güçsüzlükleri ile son derce totoliter\otoriter bir resmi tarih ve resmi ideoloji yaratma işine girişirler. O ülkelerin zayıf devrimci sınıfları ve köksüz aydınları bu durumun üstesinden gelebilecek gücü de bulmakta zorlanmaktadırlar. Oysa aydının ilk işi tam da burada başlar yani doğrunun arayışında. Gerçeğin dolaysız aranışında her türlü otorite inkar edilmek zorundadır.

Hiç yorum yok: